TRUVA SAVAŞI - 1 (MİTOLOJİK HİKAYE)

2008-05-06 10:22:00

 

TRUVA SAVAŞI NASIL ÇIKTI?

1. Truva Savaşı'ndan çok önce... Theseus ve Trithos'un suya düşen evlilik planları
Dünya'nın en güzel kadını Zeus ile Leda'nın kızları, Kastor ile Polluks'un kardeşi olan Helena idi ve güzelliği hem tanrısal hem de dillere destandı. Atina'lı savaşçılar Pirithous (Peirithous) ve Theseus, Zeus'un kızları Persephone ve Helena'yla evlenmek istediler. İkisi ilk önce o zamanlar 10 yaşında olan Helena'yı kaçırıp Theseus'un annesi Aithra'ya bıraktılar. Daha sonra da Persephone'yi kaçırmak üzere yeraltında bulunan ölüler ülkesine gittiler. Tanrı Hades onları güleryüzle karşıladı ve güzel bir ziyafet tertipledi. Yemeğe oturduklarında ise bir çok yılan gelip bu ikisinin ellerine kollarına sarılarak etkisiz duruma geldiler. Helena ise kardeşleri Kastor ve Pollusk tarafından kurtarıldı ve Sparta'daki evlerine götürüldü. Theseus ve Pirithous uzun süre orada tutsak kaldılar. Herakles gelip Theseus'un bağışlanmasını istedi ve onu kurtardı, Pirithous'a ise yardım etmedi.

2. Helena'nın talipleri ve babasının zor durumu
Helena evlilik çağına geldiğinde ise dünyanın her yerinden krallar ve prensler olmak üzere pekçok talibi oldu. Helena'nın üvey babası Tyndareos ise tüm bu istekler karşısında kararsız kalmıştı. Evlenmede en isteklilerin başında Odysseus, Menestheus, Telamon'un oğulları Büyük Aias (Ajax) ve Telamon'un oğlu
Teukros (Teucer), bir zamanlar bir Argos denizcisi olan Menoetius'un oğlu ve Kheiron tarafından Akhilleus'la birlikte büyümüş Patroklos, İdomeneus ve Agamemnon geliyordu. Sparta kralı Tyndareos'a kızıyla evlenmek için gelen adayların getirdikleri hediyeleri artık koyacak yer kalmamıştı. Adayların içinde tek hediye vermeyen ise Odysseus'tu. Kral hem adayları kırmak istemiyor hem de kızını hiçbirisine vermiyordu. Bu yüzden, evlenme isteğiyle Sparta'ya gelen kral ve prensleri de kovamıyordu. Çünkü, bir savaş çıkmasından korkuyordu. Odysseus, adayların çokluğundan ve getirdikleri hediyelerin büyüklüğünden ürkerek, Helena'nın babasının kardeşi İkarios'un (İcarus) kızı Penelopeia'ya talip olmaya karar verdi ve onunla evlenme isteğini babasına iletti. Helena'nın babasına da yardım etmek istedi ve uygun bir anda araya girerek bir teklifte bulundu. Helena'nın kocasını, Helena kendisi seçecekti ve diğer krallar ve prensler, Helena kimi damat seçerse seçsin, itiraz etmeyeceklerdi. Gelecekte herhangi bir sorun başgösterdiğinde tüm adaylar seçileni birleşerek koruyacak ve kollayacaktı. Bunu sağlamak için de, hepsi, damat seçildikten sonra bir bağlılık yemini edip ülkelerine döneceklerdi. Tyndareos, Odysseus'un fikrini sevdi. Durum Helena'ya anlatıldı ve o da, tüm Sparta'nın kraliçesi olmak istediğinden, kral Agamemnon'un kardeşi Menelaos'u kendine koca olarak seçti. İkarios, kral Agamemnon'un kardeşi Menelaos'u damat olarak ilân etti ve tüm prensleri ve kralları bağlılık yemini etmeye çağırdı. Toplu olarak kılıçlarının ve şereflerinin üzerine, Odysseus dahil olmak üzere yemin ettiler. Böylece, Zeus'un kızı Helena, Menelaos'la evlendi ve hiç kavga çıkmadı. Helena'nın erkek kardeşleri Kastor ile Polluks öldüklerinden, kral Tyndareos'un ölümünden sonra Menelaos Sparta'nın tartışmasız kralı, Helena ise kraliçesi oldu.

3. Hekabe'nin Rüyası
Truva şehrinin Priamos isminde onikisi kız, elli çocuk babası bir kralı vardı. Priamos,
Laomedon'un sağ kalan tek oğluydu. Diğerlerini Herakles öldürmüştü. Pek çok cariyesi ve sevdiği eşiyle mutlu olan Priamos'un ilk oğlu Hektor, ikincisi de Paris'ti. Priamos'un karısı Paris'e hamile olduğu bir gece Hekabe, tuhaf bir rüya gördü. Doğumu yaklaşan Hekabe rüyasında bir çocuk yerine bir meşale doğurduğunu, meşalenin alevlerinin Truva şehrini yakıp kül ettiğini gördü. Hekabe, sabah rüyasını kocası Priamos'a anlattı. Kâhin Aisakos başta olmak üzere tüm kâhinlerin bu çocuk ileride Truva'nın yıkılmasına sebep olacak diye kralı uyarmasıyla, çocuk doğar doğmaz Priamos'un izniyle yokedilmesi için güvendikleri Agelaos ismindeki bir uşağa verildi. Fakat uşak bu güzel erkek bebeği öldürmek yerine İda Dağı'nın (Kazdağı) yamacında bir derenin kenarına bırakıp saraya döndü. Bebeği bir dişi ayı buldu ve onu 5 gün süreyle emzirdi. Sonra Agelaos bebeği bıraktığı yere geri döndü. Bebeği hâlâ hayatta görünce onu tarlasına götürdü ve onu evlat edinip büyütmeye karar verdi. Çocuğa Paris adını verdi. Paris büyüdü ve çok yakışıklı bir delikanlı oldu. İda Dağında (Kaz Dağı) çobanlık yapmaya başladı. İda Dağındaki çobanlar arasında iyi bir koruyucu ve saygı gören birisi oldu.
4. Peleus ile Thetis'in düğünü
Olympos'lular kavga ve nifak tanrıçası olan Eris'ten hiç hoşlanmazlar, verdikleri şölenlere onu pek çağırmazlardı. Savaş tanrısı Ares'in kızkardeşi ve Hera'nın kanatlı kızı Eris, bu yüzden günün birinde öc alacağına yemin etmişti. Sonunda o gün geldi çattı. Kral
Peleus (Akhilleus'un babası) ile nereidlerden (su perileri) Thetis Tesalya'daki Pelion Dağı'nın tepesinde evleniyorlardı. Musalar şarkılarını söylerken, yarısı at yarısı insan olan efsanevi bilgin, doktor ve eğitmen kentauros Kheiron, düğün hediyesi olarak yakın arkadaşı Peleus'a, daha sonra Akhilleus tarafından Truva'da kullanılacak dişbudak ağacından özel yapım bir mızrak hediye etti. Kül rengindeki bu mızrağı Zeus'un kızı Athena cilalamış, ucundaki bronz sivri kısmı ise Hephaistos yapmıştı. Denizler tanrısı Poseidon da düğün hediyesi olarak batı rüzgârı ölümsüz Zephyros'un iki tayını hediye etti. Thetis'in arkadaşları horalar altın tepsilerde yemekler sunarken, Thetis'in babası ihtiyar Nereus kızını izliyordu. Düğüne ölümsüzler ve bütün ölümlüler çağırılmıştı ve bir tanrıça olup, ölümsüz olduğu halde Eris davet edilmemişti. Kavga ve nifak tanrıçası duruma kızdı ve altın bir elmanın üzerine En güzel kadına yazarak şölene gitti. Niyeti, tanınmasın diye kıyafetini değiştirerek davetliler arasına karışmaktı. Ama Hermes onu tanıdı ve Zeus'un emrini hatırlatarak içeri girmesine izin vermedi. Eris, Hermes'in kendisini aşağılayıcı sözlerine kızarak kapıdan elmayı, Zeus'un oturduğu yere doğru, konukların arasına orta yere En güzele diyerek atıverdi. Bütün tanrıçalar elmaya sahip olmak istediler fakat sonra adaylar elene elene üçe indi. Hera, Aphrodite ve Athena. Onlar da kararı Zeus'un vermesini istediler. Zeus zor durumda olduğunu anladı. Athena öz kızıydı, Hera eşiydi ve Aphodite ise güzelliği herkes tarafından kabul edilen bir tanrıçaydı. Zeus bu zor görevi İda Dağında çobanlık yapan Paris'e yıktı. Çünkü, kehanete göre Paris, yazgısı gereği, Truva'yı felakete sürükleyecek savaşı başlatacak kişiydi.

5. Paris'in hakem seçilmesi
Bir adı da Alexandros olan Paris, İda Dağında (Kaz Dağı) çobanlık yapmaya devam ediyordu. Zeus elçi olarak Hermes'i görevlendirdi. Hermes ve üç tanrıça
altın elmayı da yanlarına alarak İda Dağına giderek Paris'i buldular. O sırada Paris, uçurumlarla dolu İda Dağı yüksekliklerinde çam ve ladin ormanları arasındaydı. Sonra durup dururken yerleri titreten korkunç adımlar duydu ve korktu. Gelen elinde asasıyla, tanrıların habercisi Hermes'ti. Arkasından da Paris'in hiç o ana kadar görmediği zariflikte 3 bayan geldiler. Hermes Paris'e durumu anlattı. Paris, kararı kendisinin vereceğini öğrenince ilk önce çok şaşırdı. Sonra da korkudan kaçmaya kalktı. Hermes, Zeus'un adına bu seçimi yapması gerektiğini sakince konuşarak onu ikna etti. Tanrıçalar Paris'i etkileri altına almak için türlü kandırmacalar yaptılar, onu ikna etmeye çalıştılar. Paris kulübesine girerek tek tek içeri gelin dedi. Her birisi sırayla çıplak olarak Paris'in kulübesine girerek vaadlerini söyleyeceklerdi. İlk önce içeriye Hera girdi ve beni seçersen Avrupa ile Asya'nın tek kralı yapacağım, söyleyeceğin her söz kanun olacaktır dedi. Hera dışarıya çıktı, içeriye Athena girdi ve beni seçersen bir bilgin olursun ve ayrıca girdiğin bütün savaşlarda sürekli zafer senin olacak, her türlü savaşta, dövüşte üstün olacaksın, işte sana sonsuza kadar unutulmayacak bir şöhret dedi. Nihayet Aphrodite ise beni seçersen sana dünyanın en güzel kadınının aşkını veririm, o da Sparta'daki Zeus'un kızı olup, efsanevi güzelliğiyle dillere destan, meşhur Helena'dır dedi ve ekledi: Sana tüm kadınları etkilemeni sağlayacak olan büyülü kemeri de hediye ediyorum diyerek Paris'in beline kemerini takıverdi. Paris altın elmayı Hera'nın elinden alıp, üçünün de dışarıda beklemesini rica etti. Altın elma elinde bir süre düşündükten sonra dışarıya çıktı. Bir süre daha düşündükten sonra altın elmayı Aphrodit'e uzatıverdi. Hermes şaşırdı. Athena ve Hera bu duruma kızdılar ama o an belli etmeyerek ayrıldılar. Daha sonra Truva savaşının ilerleyen safhalarında Zeus'un eşi olan Hera bunun intikamını almak için Truvalılara karşı olacak ve ara ara Zeus'un dikkatini başka yerlere çekerek ya da onu uyutarak Truvalıların başarısız olmalarını sağlayacak, Athena ise savaş sırasında desteğini yunanlılardan tarafa koyacak ve Akha ordusuna yapacağı türlü yardımlarla Truvalıların işini zorlaştıracaktı. Ayrıca Zeus, dünya üzerinde insanların çok fazla çoğaldıklarını düşündüğünden, uzun sürecek büyük bir savaş sayesinde, sayının azalacağını planladığından, böyle bir savaşı zaten destekliyordu. Hera başta olmak üzere, Apollon, Poseidon, Athena ve diğer Olympos tanrıları, Truva Savaşı'nda kimisi Truvalıları kimisi Yunanlıları destekleyerek, kendilerine yeni bir eğlence bulacaklardı. Olan Anadolu'nun topraklarına akan kanların ölümlü masum sahiplerine olacaktı.

6. Paris'in nehir tanrısının kızıyla evlenmesi
Paris, başından geçen bu gerilimli tecrübeden sonra, Hermes'in onu cesaretlendirmesiyle sakinleşti. Hermes ve tanrıçalar oradan ayrıldıktan sonra Paris eski hayatını yaşamaya devam etti. Arzuladığı Aphodite onu sık sık ziyaret ediyordu. Paris, Aphodite'i arzuladıysa da Aphodite ona yüz vermedi. Paris, bunun üzerine Oinone isminde bir bakireyle evlendi.

7. Paris, Truva'daki yarışmalara katılıyor
Eşiyle, gözlerden uzak, sürüleriyle mutlu bir hayat sürerken o güne kadar adımını bile atmadığı Truva şehrinde düzenlenen şenlik oyunlarına katılmaya karar verdi. Çünkü şehrin kralı Priamos, yarışmaların birincisine sürüleri arasındaki en büyük boğayı verecekti.

8. Paris'in kimliği açığa çıkıyor
Yarışmalara katılan Paris, Aphodite'nin de desteğiyle tüm yarışmalarda büyük başarı elde etti. Ağabeyi Hektor'a bile üstün gelmesine kendi de şaşırdı. Tabii Paris, yarışmalardaki yarıştıklarının arasında kardeşlerinin olduklarını bilmiyordu. Birinci gelenin kendi kardeşi olduklarından habersiz diğerleri yarışma sonrası Paris'in peşinden ayrılmadılar ve türlü eğlencelerle bu zaferi kutladılar. Ama, Priamos'un geleceği görme özelliği olan kâhin kızı Kassandra, delikanlıyı bir zamanlar terkedilmiş kardeşi olduğu olarak tanıdı ve gidip durumu krala ve Hekabe'ye anlattı. Priamos ve Hekabe, yıllar sonra Paris'i görmenin heyecanıyla kehaneti unuttular ve herkese oğullarını tanıttılar. Paris, bir süre sarayda kaldıktan sonra Oinone'yi özleyerek evine döndü. Priamos onlara İda Dağında çok gösterişli bir ev yaptırdı. Sonra onu kraliyet ile ilgili sorumluluklarını üstlenmesi amacıyla şehre geri çağırdılar.

9. Paris, babasının kızkardeşini geri getirme görevini alıyor
Paris'in şehirde bulunduğu bir sırada Priamos, kızkardeşi Hesione'ye duyduğu özlemi ve onun mutlu olup olmadığını merak ettiğini söyledi. Çünkü, yıllar önce Herakles Truva'yı Telamon'la kuşatıp şehri ele geçirdiğinde Herakles, Priamos'un kızkardeşi Hesione'yi eş olarak Telamon'a vermişti. Telamon Hesione'yi alarak Sparta'ya gitmiş ve onu Salamis'in kraliçesi yapmıştı. Babasının kızkardeşini çok özlediğini gören Paris, ne yapabileceğini düşünürken Aphrodite ona kendisine yardım edebileceğini söyledi. Bunun üzerine Paris babasına eğer kendisine bir donanma verirse Hesione'yi alıp getireceğini vaad ediverdi. Paris, bu kararı alırken tüm ümidini Aphodite'in desteğine bağlamıştı. Afrodite'i sürekli olarak Paris'in yanında gören Priamos, Paris'in Hesione'yi geri getirebileceğine inanmaya başladı. Priamos'un oğullarından kâhin Helenos, eğer Paris Truva'ya sefer dönüşü bir kadın getirirse, getirdiği kadının Truva'nın sonu olacağını söyledi. Priamos'un kızı Kassandra'nın da aynı şeyleri söylemesi akılları karıştırdı. Priamos yıllarca Hesione'yi geri istemek için Sparta'ya elçiler göndermiş ama hepsi utançla geri dönmüştü. Priamos, Hesione'yi ancak Paris'in getirebileceğine inandığından donanmayı halkın itirazlarına rağmen Paris'in emrine verdi.

10. Hesione'yi geri getirmek için ordu toplanıyor
Priamos, İda Dağı'nın meşelerinden savaş gemileri yaptırdı ve Hektor'u Frigya, Paris'le Deiphobos'u ise Paionia'ya yedek ordular toplamaya gönderdi. Truva şehrinde de büyük bir seferberlikle eli silah tutanlardan gösterişli bir ordu meydana getirildi. Priamos, ordunun komutanlığını Hektor yerine Paris'e verdi.
11. Donanma denize açılıyor
Donanma denize açılınca ilk olarak Yunanistan'ın en güneyinde bulunan Kythera Adasına (Kythira) doğru yola çıktılar. Yolda Menelaos'un gemisine rastladılar. Menelaos, krallığını sevgili eşi Helena'ya emanet edip Nestor'u almak üzere yola çıkmıştı. Her iki taraf birbirlerinin gösterişli gemilerine bakıp hayran oldular ama birbirlerini henüz tanımadıklarından geçip gittiler. Truva donanması Kythera adasına vardı. Paris'in planı şuydu: Donanma Kythera Adası'nda kalacak, kendisi Sparta'ya gidip Hesione'yi isteyecek, eğer vermezlerse Kythera Adası'na dönüp bu sefer tüm güçleriyle Sparta'ya saldıracaklardı. Paris, Sparta'ya gitmeden önce Kythera'daki meşhur Artemis tapınağını ziyaret edip, Artemis ve Aphodite için bir kurban kesip, onlara adamayı düşünüyordu. Bu amaçla uygun bir adak aramaya koyuldu.

12. Paris Helena'yı ilk defa görüyor
Kythera Adası sakinleri kendilerini ziyaret eden gösterişli donanmayı Sparta'da kocasının sorumluluklarını üstlenen Helena'ya bildirdiler. Kraliçe henüz bir yaşına gelmemiş kızı Hermione'yle birlikte sarayda sıkıntılı zaman geçiriyor, kocası Menelaos'un dönüşünü bekliyordu. Kythera adasındaki donanmayla ilgili söylenenler kulaklarına çalınıyor, donanmanın başındaki prensin yakışıklılığıyla anlatılanları da abartılı buluyordu. Aphodite'nin uzaktan etkisi sayesinde Helena, donanmanın başındaki prensle ilgili merakını gidermenin yolunu aradı durdu. Sonunda, adadaki Artemis tapınağına kutsal bir adak adama bahanesiyle Sparta'yı ufak bir donanmayla terk etti ve Kythera Adası'na geldi. Helena ada halkı tarafından kraliçelere özgü bir şekilde karşılandı. Bu sırada Paris, Artemis tapınağında adağını sunmak üzere kestiriyordu. Helena, Artemis tapınağına Paris'in adak merasiminin tam bitiminde girdi. Dua eden Paris, Helena'yı görünce havadaki elleri iki yana düştü. Paris, olağanüstü güzellikteki bu kadını bir tanrıça sandı. Hatta kılık değiştirmiş şekildeki Aphodite olduğunu düşündü. Sparta kralının eşinin güzelliğini duymuştu ama bu karşısındaki kadının duyduğu tasvirlerden kat kat daha güzel olması Paris'i şaşkınlıktan dondurdu. Aphodite'nin araya girip Paris'e kadının kimliğini fısıldamasıyla kendine geldi. Paris, Aphodite'nin kendisine söz verdiği dünyanın en güzel kızının bir bakire olacağını düşünmüştü. Kendisine vaad edilen, dünyanın en güzel kadınının Menelaos'un karısı Helena olduğunu idrak etmesiyle kendine geldi. Ama Paris, kadının güzelliklerine bakarken donanmasını, babasına verdiği sözü, Oinone'sini ve herşeyi unuttu. Aphodite'nin Paris'in çekiciliğini arttırmasıyla Helena da Paris'ten etkilendi ama kutsal bir tapınakta bulunduklarından aralarında bakışmaktan başka birşey olmadı. Helena, merakını gidermiş olarak Sparta'ya geri döndü ama Paris'in yüzünü hiç aklından çıkaramadı. Bu yüzden, Pylos'a giderek kocasının bir an önce dönmesi için dua etmeye başladı.

13. Paris Sparta'ya gidiyor
Helena adadan ayrıldıktan sonra Paris, Helena'nın güzel hâyâlleriyle avundu. Daha sonra kendisini toplayıp donanmayı Kythera Adası'nda bırakarak, babasının kızkardeşini almak amacıyla Sparta'ya doğru yola çıktı. Paris, Sparta'daki Lakonia'nın ünlü şehirlerinden Thérapne yakınlarındaki Amyklai'ye ulaştı. Karaya çıkınca ilk iş olarak Eurotas ırmağında yıkandı. Temiz ve şık elbiselerini giydi. Afrodite onu bizzat süsledi ve kokuladı. Daha sonra Sparta'nın kraliçesine doğru yola koyuldu. Paris, Helena tarafından ancak bir kralın oğluna yakışır şekilde çok görkemli bir şekilde saraya kabul edildi. Paris, babasının kızkardeşini almak için geldiğini söyledi. Helena ise kararı kral Menelaos'un verebileceğini söyleyip Paris'i sarayın odalarından birine yerleştirdi. Helena, Paris'in kızkardeşini almak amacıyla böyle aniden ortaya çıkmasına hem şaşırmış hem de sevinmişti. Kendisinin, bir kraliçenin sahip olması gereken mağrurluğu ve ağırbaşlılığını korumada her zamankinden fazla enerji sarfettiğini farkedince, Paris'ten gerçekten etkilendiğini idrak etti. Paris'in sarayda geçirdiği süre boyunca ikisi konuşarak güzel vakit geçirdiler. Helena, Paris'in lir çalışındaki ustalık, iltifat dolu konuşmaları ve içindeki yanan dayanılmaz ateş sayesinde, sahipsiz kalbini Paris'e kaptırdı. Paris, onun kocasına sadakat duymadığını görünce kendisini tamamıyla Helena'ya teslim etti.

14. Menelaos geri dönüyor
Kral Menelaos bir süre sonra geri döndü. Helena onu tanıştırdı. Kral, Paris'e çok konuksever davrandı ve onu sarayda daha çok kalması için teşvik etti. Paris, sevdiği kadının Menelaos tarafından yanından uzaklaştırılmasına içerledi. Hesione konusu aklından iyice çıkmış olan Paris, saraydan bir türlü ayrılamıyor, fırsat bulup tekrar Helena'yla yalnız kalmayı umuyordu ki bir fırsat çıkıverdi. Bir süre sonra Menelaos kendisinin bir cenaze töreni için Sparta'dan ayrılması gerektiğini söyledi. O günlerde Menelaos’un Girit’te yaşayan büyükbabası Katreus ölmüştü. Menelaos Girit’teki cenaze törenine gitmek zorunda olduğunu söyleyerek hiç kuşku duymadan Sparta'dan ayrıldı. Ayrılırken de sarayda kalan Paris dahil, gelecek konuklarını iyi ağırlamasını da karısı Helena'ya söyledi. Paris ve Helena, Menelaos'un yokluğunda rahatça birlikte oldular. Paris bir ara Helena'ya Aphodit'in vaadinden ve yaptığı hakemlikten bahsetti. Aphodite zaten ilk günden beri sürekli olarak Paris'in yakışıklılığını artırıyor ve Helena'nın Paris'e iyice aşık olmasını sağlamak için elinden geleni yapıyordu. Paris de Helena'ya sürekli ilgi gösterip onu hediyelere boğuyordu. Sonunda Helena onunla gitmeye razı oldu ve Truva'ya kaçma meselesini içi korkuyla dolsa da kabul etti.

15. Paris Helena'yı kaçırıyor
Paris, kendisiyle birlikte gelen silahlı adamlarını da ganimet sözüyle kandırıp, Helena'yı kaçırmayı çoktan planlamıştı. Menelaos'un hazinelerini yağmaladılar ve taşıyabilecekleri kadarını alıp, kocasına duyduğu korkudan gönülsüzce karşı koyan Helena'yı da alarak gemilerine binip kendilerini Kythera'da bekleyen donanmalarına döndüler. Helena Paris'le kaçarken, bebeği Hermione'yi de saraydaki en güvendiği dadısına bıraktı.

16. Menelaos'un öfkesi
Menelaos Sparta'ya döndüğünde sarayda ne Paris'i ne de karısı Helena'yı bulabildi. Herşeyi anlayıp dinleyince de çılgına dönen Menelaos'un aklına Helena'nın üvey babası Tyndaros'a verilen o eski söz geldi. Sözün tutulmaması savaş demekti. Sparta kralının ağabeyi Agamemnon, Pelops'un torunlarıydılar ve Atreus'un da oğullarıydılar. Kökenleri karanlık işlerden edindikleri servetlerle çok zengin olan bir aileye dayanıyordu. Bu iki güçlü hükümdara Sparta ve Argos başta olmak üzere, Peloponnes'in çoğu şehir devletleri itaat ediyordu. Eşinin kaçırılmasıyla kızgın durumdaki Menelaos doğruca ağabeyi Agamemnon'un bulunduğu Mykenai'ye gitmek üzere yelken açtı. Agamemnon kardeşinin öfkesini çok iyi anladı. Hem Helena'nın taliplilerinin ettikleri yemini hem de elde edilecek ganimetin büyüklüğünü öne sürerek kardeşine söz verdi. Derhal büyük bir ordu toplayacaktı.

17. Paris ve Helena izlerini kaybettirmek için uğraşıyor
Helena ve Paris, ilk önce Kranae Adası'nda saklandılar. Daha sonra Hera'nın çıkardığı bir fırtına yüzünden Sidon'a (Fenike) sürüklendiler. Şehrin kralı tarafından iyi karşılanmalarına rağmen Paris şehri ele geçirip yağmaladı. Fenikeliler intikam almak için gemilerle peşlerine düştüler. Paris, kendi adamlarının bazılarını kaybetmesine rağmen onları geri püskürttü. Takip edilmek endişesiyle Kıbrıs'a gelip bir süre oyalandılar. Menelaos tarafından artık rahatsız edilmeyeceklerine emin olunca da yola çıktılar. Mısır'a uğradılar. Kral Proteus, onlara çok büyük konukseverlik gösterdi. Ama aralarındaki ilişkinin özelliğini bir şekilde öğrendi. Kızıp Paris'i krallığının dışına attırdı, Helena'yı da alıkoydu. Sonra da Menelaos'a gelsin karısını alsın diye haber gönderdi. Haberciler daha Menelaos'a ulaşmadan, Helena kaçmayı kafasına koydu. Paris uzun süre onu almak için gelemeyince, Menelaos'un hasretine dayanamayarak kocasına dönmek üzere bir gemi bulmak için şehirden kaçtı ama limanda karşısına Paris çıktı. Helena çaresiz Paris'e sığındı ve ikisi bir gemi bulup türlü zorluklarla sonunda oradan kaçtılar.

18. Agamemnon'un ordusu savaş için Aulis'te toplanıyor
Menelaos tüm Yunanistan'a haber salarak yardım istedi. Yenilmez kahraman
Akhilleus ile İthaca (İthake) Adasının kralı kurnaz Odysseus hariç tüm yiğitler, komutanlar ve savaşçılar Sparta'ya akın etti. Bu arada Agamemnon savaş hazırlıklarına devam ederken, bir yandan da barışçıl yolları deneyerek Priamos'a elçiler göndermeye karar verdi. Elçiler Truva'ya geldiklerinde Priamos bunların neden geldiklerini bilmiyordu. Priamos elçilere, Paris'i Helena'yı kaçırsın diye değil, Hesione'yi almak üzere gönderdiğini anlatınca elçiler gerildiler. Elçiler toplanan büyük ordu ve olası büyük bir savaştan söz edince Priamos'un oğulları ve yaşlılar meclisi sinirlenerek, kınlarından çektikleri silahlarını kalkanlarına vurmaya başladılar. Priamos onları sakinleştirerek elçilere Paris'in yerini bilmediğini, şu an elinde olmayan bu yunanlı kadını onlara veremeyeceğini ifade etti. Ama eğer Paris, bir gün Menelaos'un karısıyla çıkagelirse kadını teslim edeceğini vaad edince, elçiler Priamos'a inandı ve Truva'dan ayrıldı.

19. Paris ve Helena Truva'ya varıyorlar
Bu arada, mutlu aşıklar Mısır'dan ayrıldıktan sonra kuzeye yöneldiler. Çanakkale boğazına yaklaşıp Truva şehrine doğru gelirlerken surların üzerinde onları ilk defa Prenses Kassandra gördü. Apollon'un kâhinlik öğrettiği Kassandra, Yunanistan'dan kaçırılan bu kadının kendi yurtlarına getireceği felaketi görünce ağlamaya ve saçını başını yolarak babası kral Priamos'a yalvarmaya başladı. Priamos ise olayı soğukkanlılıkla karşıladı. Hem sağlam surlarına hem de askerlerine çok güvendiğinden ileride olabilecek bir çatışmayı göze alarak Truva'nın kapılarını oğluna ve güzelliğiyle dillere destan gelinine açtı.

20. Ordunun Aulis'te toplanması
Aulis, Euboia yarımadasının tam karşısındaki limandır. Akha ordusu iki yıl süreyle burada toplandı. Helena'nın seçimi sırasında ettikleri yemine bağlı kalarak, tüm komutanlar, filoları ve askerleriyle buraya geldiler. Kıbrıs kralı Cinyras ise, yemin ettiği halde ilk başta gelmedi. Daha sonra, Agamemnon'u kızdırmamak için 50 zırh, 50 gemi ve 2500 savaşçı yollayacağını belirttiyse de, göndere göndere oğlu Mygdalion'la 49 tane işe yaramaz, çamurdan yapılmış, gemi maketi ve 1 adet işe yarar gerçek bir gemi yolladı. Agamemnon Kıbrıs kralına yaptığının doğru olmadığına dair bir yazı yolladı ama oğlu Mygdalion ve tek gemisini savaş filosuna kattı.

21. Odysseus savaşa katılmak istemiyor
Odysseus yeni evlendiği karısı Penelope'den ayrılmak istemediği için savaşa katılmak istemedi. Akıl hastası rolü yaparak bu işten sıyrılmak istedi. Aynı boyunduruğa bir eşek bir de öküz koşuyor, deniz kenarındaki kumları verimli toprakmış gibi sürüyor, tohum yerine tuz ekiyordu. Palamedes onun deliliğine inanmadı. Palamedes bir bilgin olarak bilinirdi. Harfleri, yazıyı, dama ve satrancı, tavla oyunlarını, ölçü sistemlerini onun bulduğu söylenir. Palamedes, onu denemek için Odysseus'un oğlu Telemakhos'u sabanın geçeceği yere koydu. Odysseus oğlunu yaralamamak için sabanı kaldırdı, çocuğun üzerinden aşırdı. Sahteciliği ortaya çıkan Odysseus, çaresiz kalarak Palamedes'le birlikte Aulis'e gitmeyi kabul etti. Odysseus, Truva savaşına katılmasına sebep olan Palamedes'i sonradan öldürecekti.

22. Akhilleus'un aranması
Odysseus'un orduya katılması ile komutanlar kendilerini daha rahat hissettiler. Akha ordusu komutanları savaş hazırlıklarını sürdürürlerken kâhinleri Kalkhas'ın eğer
Akhilleus sefere katılmazsa Truva seferinin başarısız olacağını söylemesi üzerine hep birlikte oturup kara kara düşünmeye başladılar. Kâhin'e göre Akhilleus'un varlığı Truva'nın düşmesi için kesin gerekliydi fakat savaşın sonuna doğru Akhilleus, surların önünde ölecekti. Bu kehaneti Kalkhas, Akhilleus daha 9 yaşındayken söylemişti. Surların önünde öleceği kâhin tarafından görülmesine rağmen Akhilleus'un çağrılmasına karar verildi. Kalkhas'a göre Akhilleus, Skyros adasında gizlenmekteydi. Agamemnon ise emir ve söz dinlemez Akhilleus'u hiç sevmiyordu. Komutanlar ve Odysseus, Kalkhas'ın da desteğiyle gelmiş geçmiş en büyük savaşçı olan Akhilleus'un mutlaka kendilerine katılmasını Agamemnon'a kabul ettirdiler. Birçok tartışma sonunda Odysseus, Akhilleus'u ikna edebilecek tek kişi olarak seçildi ve birkaç kişiyle birlikte onu aramaya gönderildi. Akhilleus'un annesi bu yazgıyı eskiden beri bilmekteydi ve oğluna yazgısının kendi ellerinde olduğunu söyledi. Ya uzun bir hayat ve sıradan bir yaşam, ya da kısa bir hayat ama sonsuza kadar sürecek bir şöhret.

23. Akhilleus'un gizlenmesi
Akhilleus, kısa ömrü ama sonsuza kadar devam edecek şöhreti seçti. Annesi ile babası ise bu kararı beğenmedi.
Kheiron'un bu kadar emek ve zaman harcadığı oğullarının erken yaşta Truva surları önünde ölmesini engellemek için, Akhilleus'u ikna etmeye çalıştılar, çok dil döktüler. Akhilleus bu yalvarmalara daha fazla dayanamadı ve sonunda ikna olur gibi oldu. Akha önderlerinin savaş için sefer hazırlıklarına başladığı haberini alır almaz anne ve babası, Akhilleus'u Yunanistan'ın karşısındaki Skyros adasına gönderdiler. Orada kral Lykomedes'in sarayında konuk oldu. Akhilleus, kız kılığına girerek diğer saray kızlarının arasına karıştı. Kendisi uzun ince yapıda olduğundan kız kıyafetleriyle saklanmakta zorluk çekmedi. Haremde yaşamaya başlayan Akhilleus'a Pyrrhos (kızıl saçlı) diyorlardı. Kral Lykomedes, Akhilleus'un Akha ordusundan saklandığını bildiğinden olup bitene sessiz kaldı. Hatta kızlarından birisiyle sevişmesini öğrenince de birşey yapmadı. Deidamea ismindeki bu kız daha sonra Akhilleus'un oğlu Neoptolemos'u (Pyrrhus) doğuracaktı.

24. Akhilleus'un kimliği ortaya çıkıyor
Odysseus sonunda Skyros adasına geldi ve duyduğu söylentilerin doğru olması umuduyla Akhilleus'u burada aramaya koyuldu. Adaya gezgin bir satıcı kılığında çıktı ve Lykomedes'in sarayına geldi. Lykomedes, Akhilleus'un sarayında gizlendiğini kabul etmedi ve hatta sarayını aramalarına bile izin verdi. Odysseus, hareme yaklaşarak kızların önüne bohçasını açtı. Bir sürü değerli kumaş, dokuma ve ziynet eşyası ile kızlar ilgilenmeye başladı ama bohçanın dibinde birkaç kıymetli silah vardı. Pyrrha kılığındaki Akhilleus bunları görünce dayanamadıysa da kimliği açığa çıkmasın diye ilk başta silahlara el sürmedi. Odysseus tam bu anda savaş boruları öttürdü ve gürültüden kaçarak giden diğer kızlar ortada sadece Akhilleus kalacak şekilde boş bırakınca Akhilleus'un kimliğini açığa çıktı. Odysseus da dilenci kılığından sıyrılıp Akhilleus'a kendisini gösterdi ve Akha ordusunun savaş hazırlıklarının bitmek üzere olduğunu, onsuz sefere çıkılmayacağını, pek sevdiği Patraklos'un Aulis'te hasretle onu beklediğini, Agamemnon'un orduların komutasını Akhilleus'a bırakabileceğini bildirirdi. Akhilleus bir kılıç alıp alıp elinde evirip çevirmeye başladı. Kılıç elindeyken Akhilleus'un aklına annesinin ona söylediği yazgısı geldi. Üzerindeki elbiseyi yırtarak çıkardı ve savaşa katılmak istediğini haykırdı. O zamanlar 15 yaşındaki Akhilleus, kısa ömrü ve sonsuza kadar unutulmayacak ünü seçerek Odysseus ile birlikte Akha ordularının toplanma yeri Aulis'e geldi.

25. Agamemnon'un kandırmacalı vaadi ortaya çıkıyor
Çok sevdiği Patroklos da Aulis'teki toplanma yerindeydi. Patroklos, yaşça Akhilleus'tan büyüktü ve birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlardı. Odysseus'un vaadettiği orduların komutası ise Akhilleus'a verilmedi. Agamemnon orduların komutanı olacaktı. Aulis'e kadar bu vaadle gelen Akhilleus duruma çok içerledi, Odysseus'a da kızdı ama belli etmedi. Bu, Agamemnon'un ona yapacaklarının ilkiydi. Yola çıkılacağı son ana kadar annesi Thetis, sürekli Aulis'te bulundu ve oğlunun fikrini değiştirmeye çalıştı. Başarısız olunca demircilerin tanrısı
Hephaistos'a gitti ve oğlu için çok güçlü zırh ve silahlar yaptırdı. Bunları Aulis'e dönerek ona verdi. Babası Peleus kendi emri altındaki Myrmidon'ları da Akhilleus'un yanına verdi. Peleus, düğününde Kheiron'un kendisine hediye ettiği, Kheiron'un kendi elleriyle dişbudak ağacından yaptığı, hedefini hiç şaşırmayan mızrağı ve Poseidon'un düğünde ona hediye ettiği iki ölümsüz atı da Akhilleus'a verdi. Akhilleus'un bu savaş zırhları, mızrağı ve atları, diğer krallar ve savaşçılar tarafından kıskançlıkla izlendi. Mızrak ve kılıç işlemez Akhilleus'u iyice yenilmez yapan bu malzeme için, savaşın sonlarına doğru ölümünden sonra birbirlerine düşeceklerdi.

26. Kurban törenindeki ejder
Gemiler demir almadan önce geleneksel olarak bir kurban kesilmesini uygun buldular ve bunun için limandaki bir çeşmenin yanında bulunan büyük bir çınarın altında bir mihrap hazırlandı. Kurbanın boğazı kesilmeden hemen önce mihrabın dibinden bir ejder çıkarak çınarın üst dallarına çıktı ve dallara sarıldı. Çınarın üst kısımlarında yaprakların arasında içinde 8 tane serçe yavrusu olan bir kuş yuvası vardı. Dişi serçe ejderi görünce yavrularını korumak istedi ama ejder dişi kuşu da yavruları da yuttu. Ejder yere indi ve oracıkta taş kesildi kaldı. Olayı izleyenler şaşkınlıklarından küçük dillerini yuttular. Kâhin Kalkhas'a olayı yorumlaması için danıştılar. Kalkhas yapılacak sefer büyük zorluklarla doludur, yunanlılar büyük bir zafer kazanacaklar. Savaş yılanın yuttuğu kuş sayısı olan 9 yıl sürecek ve onuncu sene Truva düşecektir. Bundan sonra hiçbir yabancı Yunanlıların karılarını kaçırmaya cesaret edemeyecektir dedi.

27. Savaş için denize ilk açılış ve Bozcaada'da ilk konaklama
Akhalı ve Aiolis'li yunanlı önderler, Agamemnon komutasında denizden Truva ülkesine doğru güçlü rüzgârlarla bin küsur kadırga ile yola çıktılar. Aralarında
Aiaks (Aias, Ajax), Diomedes, okçu Teukros, Akhilleus, Odysseus, Nestor ile Philoktetes vardı. Tenedos'a (Bozcaada) geldiler ve dinlenmek için demirlediler. Tenedos kralı Tenes ise Yunanlıların büyük bir orduyla Truva'ya savaşa gideceklerini bildiğinden, Agamemnon'un ordusuyla adasında konaklamasını hoş karşılamadı. Su ve yiyecek ikmâli yapılması esnasında kral, Agamemnon'a ağır sözler söyleyince, Agamemnon kralın hemen öldürülmesini emrini verdi. Tenes, Apollon'un oğullarından biri olduğundan Akhilleus hariç hiçbir savaşçı bu emri uygulamak istemedi. Akhilleus, hiç çekinmeden Tenes'i öldürdü. Apollon, oğlunun öldürülmesinin intikamını daha sonra alacaktı.

28. Agamemnon'un Priamos'a elçi yollaması
Agamemnon, bir an önce Helena'nın iadesini istemek üzere, Menelaus, Odysseus ve Palamedes'i Priamos'a elçi olarak gönderdi. Priamos, gelen elçilerle görüşmeyi red etti. Elçiler, Tenedos'a geri döndüler.

29. Philoktetes'in Lemnos adasına bırakılması
İlerleyen günlerde, Tenedos'taki hazırlıklar sırasında Philoktetes'i ayağından yılan soktu. Bu ayak, Herakles'in mezarını gösterirken kullandığı ayaktı. Yara kötüydü ve iyileşmek bilmiyordu. Savaş için son hazırlıklar yapıldı ve Tenedos adasında açılmak için uygun rüzgârlar esmeye başlayınca yelkenleri açtılar. Ayağındaki yaranın kötü kokması ve acıdan çok bağırması yüzünden savaşçılar, yolculuğun dayanılmaz hale gelmesi sebebiyle
Herakles'in sağ kolu olan Philoktetes'i Odysseus'un fikriyle Lemnos adasına bırakmak istediler. Philoktetes, Odysseus'un fikrini beğenmedi ve adada tek başına öleceğini söyledi. Miken kralı Atreus araya girerek Philoktetes'e ordudan ayrılıp adada beklemesini emredince Philoktetes emre itaat etmek zorunda kaldı. Philoktetes'in adamlarına da küçük Aias'ın üvey kardeşi Medon komuta edecekti. Philoktetes, uzun süre bu adada yalnız kaldı ve oklarıyla avlanıp hayatta kalmayı başardı. Ayağındaki yara ise geçmedi. Ordunun geri kalanı ise yola devam etti.

30. Tenodos'tan yola çıkış, rotadaki hata ve Truva yerine başka yerde karaya çıkış!
Ordu, fırtına yüzünden rotada hata yaparak Truva'nın güneyindeki Mysia bölgesindeki Troas'a vardı. Agamemnon'un ordusu burayı Truva sanarak yağmaladı. Mysia'da (Mudanya limanı civarı) bulunan
Herakles'in oğlu Telephos onlara karşı çıktı ve çatışmaya başladılar. Telephos, Thersander başta olmak üzere ordudan ileri gelenleri bir bir öldürmeye başlayınca durumu Akhilleus'a bildirdi. O da duruma hemen müdahale edererek karaya çıkarak onu kovalamaya başladı. Telephos koşarken Tanrı Dionysos'un araya karışmasıyla bir asma kütüğüne takılarak düştü. Arkadan hızla gelen Akhilleus ucu zehirli kargısıyla Telephos'u kalçasından yaraladı. Akhilleus, Telephos'u öldürmek istemedi. Çünkü, Telephos, Herakles'in oğluydu. Agamemnon, ordusunun yanlış yere çıktığını anlayınca tekrar denize açıldı. Telephos'un aldığı yara ise yıllarca iyileşmedi.

31. Fırtınanın orduyu Yunanistan'a sürüklemesi
Yeni ve güçlü bir fırtına tüm donanmayı dağıttı ve onları gerisin geriye Yunanistan'a attı.

32. Ordunun Aulis'te ikinci defa toplanması
Bir kez daha Aulis'te toplandılar. Sefer için binlerce gemi tekrar bir araya gelirlerken tam sekiz yıl geçti. Bu arada Philoktetes hâlâ Lemnos adasında yaşam savaşı veriyordu.

33. Telephos'un Aulis'e gelmesi
Telephos aldığı yara sonucu bir türlü iyileşememişti. Yıllarca iyileşememesini bir kâhine sordu. Kâhin bu yarayı ancak açan iyileştirebilir deyince Telephos Akhilleus'u bulmak için uzun bir deniz yolculuğunu göze almak zorunda kaldı. Aulis'e ulaştığında Akhilleus'tan aldığı yara daha da kötüleşmişti. Telephos tanınmamak için bir dilenci kılığında Akhilleus'un karşısına çıktı, orada ağlayıp sızlandı. Akhilleus ise Agamemnon'un isteğine uyarak Telemon'u tedavi etmedi. Agamemnon'un karısı Klytaimnestra bu arada oradaydı ve Telephos'a Agamemnon'un oğlu küçük Orestes'i rehin alarak Agamemnon'u tehtid etmesini salık verdi. Telephos buna cüret etmedi. Akhilleus, Agamemnon'a zıt gitmek adına, Odysseus'un da araya girmesiyle, kargısının pasından yaraya bir parça sürdü ve Telephos iyileşti. Telephos iyileşince Akhilleus'a şükranını nasıl ödeyeceğini sordu. O da Truva savaşında Akha'lara katılmasını önerdi. Telephos Akha ordusuna katılmayı redetti ama sonradan oğlu Eurypylos Mysia'lı bir bölükle Priamos'un yardımına koştu. Aigisthos, Klytaimnestra'yı Agamemnon'un yokluğunda baştan çıkardı ve sarayda hakimiyeti ele geçirdi. Klytaimnestra ile birlikte Agamemnon dönünceye kadar birlikte oldular. Agamemnon'un oğlu Orestes tarafından öldürülünceye kadar 7 yıl Mykenai'de kaldı.

34. İphigenia'nın kurban edilmesi
Tüm ordu Aulis limanında yelkenleri şişirecek olan rüzgârları beklemeye koyuldu. Uzunca bir süre hiç rüzgâr çıkmayınca komutanlar sabırsızlanmaya başlayıp bunun nedenini öğrenmek için kâhin Kalkhas'a sordu. O da cevap olarak Agamemnon'un kızı İphigenia'nın (İphigeneia) kurban edilmesi gerektiğini bildirince Agamemnon çileden çıktı. Tanrıça Artemis kendisine adanmış kutsal bir dişi geyiği Artemis'in kutsal korusunda av sırasında öldürdü diye Agamemnon'dan hiç hoşlanmamaktaydı ve kin duymaktaydı. Agamemnon bu geyiği donanma toplanırken vakit geçirmek için Aulis civarında çıktığı bir avda öldürmüştü. Ayrıca, Agamemnon geyiği okuyla uzaktan vururken Artemis'in bile böyle nişan alamayacağını düşünmüştü. Bu yüzden de Artemis, ordunun beklediği rüzgârları önlemekteydi. Danışılan kâhin Kalkhas'a göre, tanrıça ancak İphigenia kendisine kurban olarak sunulursa öfkesinden vazgeçecek ve filonun beklediği rüzgârların çıkmasına engel olmaktan vazgeçecekti. Agamemnon kızını kurban etmeye yanaşmadı. Günler haftalar geçti ve özellikle Menelaos ve Odysseus'un ısrarları sonucunda istemeye istemeye kızının kurban edilmesine onay verdi. Agamemnon karısı Klytaimnestra'ya haber göndererek kızını istetti. Güya kızını Akhilleus'la nişanlayacaktı. Kurban olayından haberi olmayan, o zamanlar 23 yaşındaki Akhilleus bu hileye katıldı ama sonradan öğrenince olayı engellemeye çok çalıştı. Engellemede başarısız olunca da Agamemnon'a çok kızdı. Klytaimnestra kızıyla birlikte Aulis'e neşeyle geldi. Kızına eş olarak Akhilleus'un seçilmesi sevincini daha da artırmıştı. Kızını bekleyen kaderi öğrenir öğrenmez zavallı anne Agamemnon'u caydırmaya çalıştı. Agamemnon fikrini değiştirmeyince ona karşı büyük bir kin besleyerek, kötü sözlerle ağlayarak oradan ayrıldı ve Akhilleus'a gitti. Kendini onun önüne atarak kızını kurtarması için yalvardı. Akhilleus Agamemnon'un fikrinin değişmeyeceğini bildiğinden bir şey yapamadı. İphigenia da kendisini babasının ayaklarının dibine atarak çok yalvardı ama babası tüm Yunanistan'a söz verdiğini dile getirerek öz kızı için bile fikrini değiştirmedi. Truva Savaşı sona erdikten sonra Klytaimnestra, kendisini Khryseis'le aldatmasını bahane göstererek Agamemnon'u öldürerek öcünü alacaktır. İphigenia başına geleceklerden habersiz Kalkhas'ın önderlik ettiği kurban tören yerindeki kurban taşının olduğu yere babası tarafından getirildi. Bu durumu yukarıdan izleyen Artemis kızın durumuna acıdı ve tam bıçak boğazına inerken onu dişi bir geyikle değiştirdi. İphigenia'nın ruhunu havaya kaldırarak yanına aldı. Tören yerinde yakılan ateşin korları söndükten sonra çıkan kuvvetli rüzgârı gören Kalkhas Tanrıça Artemis, İphigenia'yı bu geyikle değiştirerek hem kurbanı kabul etti hem de durdurduğu rüzgârları engellemekten vazgeçti, herkes gemilerine! dedi. Sevinç naraları atarak Artemis'in kutsal koruluğundan çıkarak çadırlarına döndüler. Agamemnon Klytaimnestra ve hizmetçilerini bulamadı. Çünkü, hizmetçiler ondan önce gelip kızın kurtuluşunu annesine müjdelemişlerdi. Derin üzüntüsünden sıyrılan Klytaimnestra, aklı alacağı intikam planlarıyla dolu olarak, derhal Mykenai'ye doğru yola çıktı.

35. Tekrar sefere çıkış ve Kyknos'un Truva'yı savunması
Ordular bekledikleri rüzgârı bulunca, tekrar sefere çıktılar ve bu sefer bir sorun olmadan 1178 gemiyle Truva önlerine kadar geldiler. Her gemide 50-120 arası insan vardı. Kâhinleri, karaya ilk ayak basanın öleceğini söylediğinden ilk başta kimse karaya çıkmadı. Akhilleus'u bile tereddüt içinde gören Odysseus, kalkanını gemiden kıyıya attı ve aşağı atlayarak, kalkanının üzerinde durdu. Odysses'un yere atladığını gören Protesilaus, kendisini gemiden aşağı bırakıverdi. Truva karasına ilk ayak basan böylece o oldu. Onu Akhilleus takip etti. Poseidon ile Kalyke'nin oğlu olan savaşçı Kyknos Truvalılara yardım için ordusu ile kıyıya geldi ve karaya ilk çıkan kuvvetleri dağıttı. Yunanlılardan ilk ölen, karaya gerçek anlamda karaya ilk ayak basan Protesilaus oldu. Onu, Hektor öldürmüştü. Tanrısal olmasından dolayı Kyknos'a silah işlemiyordu. Kyknos, Akhilleus karşısına çıkıncaya kadar Yunanlı kuvvetlerin çoğunun karaya çıkmasını uzun süre engelledi. Durumu önce uzaktan izleyen Akhilleus, Kyknos'un karşısına çıktı ve iki yenilmez uzun süre çatıştı. Çevik Akhilleus sonunda Kyknos'un yüzüne kılıcının kabzasıyla vurabildi. Akhilleus, darbe alan Kyknos'u kalkanıyla geriye doğru iteleye iteleye püskürttü. Kyknos'un ayağı bir taşa takılınca yere düştü. Akhilleus, Kyknos'un üzerine çullandı ve ağırlığıyla onu boğmaya çalıştı. Denizler tanrısı Poseidon ise oğlunun Akhilleus tarafından boğularak öldürülmesine seyirci kalmak istemedi. Oğlunu bir kuğuya dönüştürdü. Akhilleus Kyknos'u yenmişti ama onun bu şekilde büyük bir güçle kendilerine engel olmaya cüret etmesine ve kısmen başarmasına şaşırmıştı. Akha ordusu, bu hiç beklenmeyen güçte karşılarına çıkan savunma Akhilleus sayesinde ortadan kalkınca rahat rahat kıyıya çıktı. Hektor, Kyknos ölünce ordusunu geri çekti.

36. Agamemnon'un ordusu Truva önlerinde yerleşiyor
Yunan ordusunun tamamı karaya çıktı. Gemileri taşların üzerine çekip kızakladılar ve genişçe bir kamp yeri hazırladılar. Kampın şehre en yakın dış kısmına Akhilleus ve Telamon'un oğlu Aias çadırlardını kurdu. Myrmidonlarıyla birlikte Akhilleus'un yerleştiği kısım düzenli bir karargâhı andırıyordu. Gemilerin yan kısmındaki geniş bir alan spor müsabakaları, kurban törenleri ve kutlamalar için ayrıldı. Akhilleus'un çadırından sonra Tesalyalılar, Giritliler, Atinalılar, Phokyalılar, Boiotiyalılar geliyordu. Sahil kısmında ise Diomedes, Odysseus, Kalkhas, Nestor ve Agamemnon'un çadırları vardı. Odysseus'un çadırının bir tarafında Agamemnon'un diğer tarafında Diomedes'in çadırı vardı. Odysseus'un çadırının önündeki boş alana bir agora kurdular ve tüm tanrıların sunaklarını buraya inşa ettiler. Bu alan resmi toplanma yeri oldu. Bu büyük kamp yeriyle şehir arasında Skamander ırmağı boyunca uzanan çiçek tarlaları uzanıyordu. Tarlalar, Yunan kampında birleşen Skamander ve Simois ırmakları tarafından çevreleniyordu. Onun arkasında da muhteşem yüksek surlarıyla Truva şehri, uzaklardan bile görülebilecek bir tepenin üzerinde duruyordu. Truva şehrinin içiyse düzensiz, inişli çıkışlı yokuşlu sokaklarla doluydu. Bir tarafta Batı kapısı, diğer tarafta yüksek kulesiyle Dardanos kapısı şehrin iki ana kapısıydı. Duvarları çalılarla kaplıydı. Şehrin yukarı kısımlarındaki İlion Kalesi'nde Priamos, Hektor ve Paris'in sarayları, Athena ve Apollon tapınakları vardı. Athena tapınağındaki
Palladium heykelciği bizzat Athena tarafından güçlü büyülerle büyülendiğinden şehri koruyan bir özelliği vardı. İlion tepesinin en yükseğinde bir Zeus tapınağı vardı ve burası çok süslüydü.

37. Hektor'un davetsiz konuklara ilk baskını
Agamemnon'un ordusunun geldiği günün ertesi sabahı erkenden Truva kapıları aniden açılıp Hektor'un öncülüğünde ordusu Skamander yaylasına dolup, hazırlıksız Akhalıların gemilerine saldırdı. Durumun eşitsizliğini gören Hektor ordusuna dur emri verince yunanlılar hazırlanmak için vakit bulabildiler. Yunanlılar saldırıya geçtiklerinde durum yine eşitsizdi. Hektor ağırlığını koyarak yunanlılara karşı üstünlük gösterdi. Akhilleus'un Myrmidonlarıyla birlikte yardıma gelmesiyle Hektor geri çekilmek zorunda kaldı. Akhilleus'un tek başına tüm dengeleri alt üst etmesi Hektor'un dikkatini çekti. Aias'ın da gelmesiyle tüm Truva ordusu surların gerisine çekildi ve büyük kayıp vererek kapıları kapatmak zorunda kaldılar. Yunanlılar zaferle kamplarına dönüp, ölenler için tören düzenleme ve kampın inşasına devam etmeye koyuldular.

38. Hektor'un davetsiz konuklara ikinci baskını
Yunanlılar ölülerini güçlü ateşlerle yakmaya gecenin ileri saatlerinde başladıklarında Hektor önderliğinde yeni bir akımın kendilerine doğru hızla geldiğinin haberini aldılar. Akhilleus'un önderliğinde silahlanan savaşçılar bu saldırıyı da geriye püskürttü. Savaş alanından topladıkları ganimetlerle kampa geri döndüler. Hektor ise yeni bir saldırı için daha büyük bir ordu toplaması gerektiğine karar verdi.

39. Sıkılan askerler civar kentlere yağmaya gidiyor
Yunanlılar karaya ilk çıktığı günlerde kuşatmanın zaferle sonuçlanacağını ve bunun uzun sürmeyeceğini düşünmüşlerdi. İlerleyen aylar boyunca bu işin sonu gelmek bilmedi. Agamemnon askerlerini kampta bekler durumda tutamadı. Yağma ve ganimet sözünü tutamayınca civar şehirlere saldırmaya giden birlikleri bizzat kendisi yüreklendirdi. Bunun üzerine, zaten Truva surlarını aşamayacaklarını anlayan Akha ordusu düzenli olarak civar şehirlere saldırmaya başladı. İlk sene 23 Anadolu şehrini sadece Akhilleus ve savaşçıları yağmaladı. Getirdikleri ganimetleri, köleleri kampta birbirlerine gösterdikten sonra, gemilerine istifliyorlardı.

40. Midilli'deki ölümsüz at
Bu saldırılardan Midilli Adası ve Kilikya'daki Thebe şehri de nasibini aldı. Herakles yıllar önce Truva'yı ele geçirdikten sonra buraya gelip Thebe şehrini kurmuştu. Şehre doğduğu şehrin ismini vermişti. Böylece mitolojide Herakles'in doğduğu Boeotia'daki Thebe şehriyle birlikte bir de Kilikya'da aynı isimde bir şehir geçer. Thebe şehrinde Priamos'un akrabası Eetion hüküm sürüyordu. Eetion, Hektor'un eşi Andromakhe'nin babasıydı. 7 çocuğuyla şehrinde mutlu bir hayat sürerken Menelaos ve Akhilleus, donanmalarıyla şehre gelip yağmaya başladılar. Akhilleus, içlerinde Podes'in de bulunduğu Eetion'un bütün çocuklarını babalarıyla birlikte katletti. Akhilleus, Eetion'u öldürdükten sonra nedense ölünün silahlarını alıp soymadı. Ölü kralın saygın ve haşmetli görünen bedenini inceleyince içini saran korku yüzünden vicdanını rahatlatmak amacıyla süslü bir mezar yaptırdı ve kralın cesedini yaktırdıktan sonra kemiklerini bu mezara koydurdu. Bu iş bittikten sonra saray ahırlarını gezen Akhilleus muhteşem güzellikte bir at buldu. Pedasos ismindeki bu at, kendi atları gibi ölümsüzdü. Menelaos'la birlikte kralın tüm zenginliklerini yağmalayarak, atı da alarak Truva önlerindeki kamplarına döndüler.

41. Büyük Aias'ın serüvenleri
Büyük Aias da (Ajax), yurdundan evinden ayrı kaldığı 9 yılı öne sürüp, uzun süren kuşatmadan da sıkılıp adamlarıyla Anadolu'yu yağmalamaya iznini Agamemnon'dan aldı. Telamon'un oğlu ilk iş olarak Trakya yarımadasındaki Polymnestor'un sarayına bir sefer düzenledi. Burada Priamos'un oğullarından Polydorus konuk olarak bulunuyordu. Priamos oğlunu eğitilmesi için oraya küçük bir hazineyle birlikte göndermişti. Aias, saraya askerleriyle zorla girince Polymnestor ne isterlerlerse alabileceklerini, barış istediklerini, canlarına bir zarar gelmemesi için de tüm hazineyi vereceğini söyledi hatta ilâve olarak Priamos hakkında da kötü sözler söyledi. Kendi ve ailesinin canını garantiye almak için Priamos'un oğlu Polydorus'u Aias'a verdi. Aias tüm bunların üzerine Polymnestor'a ve ailesine birşey yapmadı ama Priamos'un oğlu fidye olarak yanına alıp ganimetlerle oradan ayrıldı. Oradan Bandırma yakınlarındaki kıyılara yönelerek Frigya kralı Teleutas'ın (Teuthras) güzel şehrine saldırdı. Savaşçı Periboea'yla birlikte Aias kralının sarayına girdiler. Aias, Teleutas'ı teke tek dövüşmeye mecbur etti ve onu yenerek öldürdü.  Daha sonra güzelliği dillere destan prenses Tecmessa'yı köle olarak kendine ayırdı. Aias, asil görünüşü ve güzelliği yüzünden kıza aşık oldu ve ona eşi gibi davranarak, diğer köle kızlardan ayrıcalıklar tanıdı. Yunan geleneklerine göre kölelerle evlenmek yasak olmasa onunla evlenecekti. Aias, bol ganimetle Truva'ya döndü ve adet olduğu üzere tüm ganimetleri ortaya koydular. Akhilleus ve Telamoniyalılar da yağmadan dönmüşlerdi ve onlar da ganimetlerini Aias'ınkilerin yanına koydular. Sıra tutsak kızların gösterimine gelince herkes Tecmessa'nın güzelliğine hayran oldu. Aias, Akhilleus gibi

1942
0
0
Yorum Yaz