ZEUS VE AŞKLARI -1 ( HERA, METİS, İO) (MİTOLOJİK HİKAYELER)

 

ZEUS – HERA (İlithya, Hebe, Hephaistos, Ares)

 

ZEUS kendisine bir hayat arkadaşı aradığı zaman o henüz sütannesi markis ile birlikte yaşayan genç bir kızdı HERA (Junon), ve markis onu hiç yalnız bırakmıyordu. bununla beraber bir kış mevsiminin çok soğuk bir gününde HERA ıssız bir yerde yalnız başına bulunuyordu. Birden bire soğuktan üşümüş, titreyen bir guguk kuşu geldi ve omzuna kondu. Üşüyen kuşa acıyan HERA onu yakalayıp ısıtmak için göğsüne yasladı. Oysa bu bir kuş değil baş tanrı ZEUS' tu...


ZEUS, HERA' ya..." HERA, istiyorum ki sen benim karım olasın, büyük gözlü güzel tanrıça benim peşimden gel, Olymposta parlak bir taht üzerinde ve benim sağımda oturarak saltanat sür." Dedi. HERA bu cazip teklifi geri çeviremezdi ama ZEUS’u süründürmeliydi... “Düşünmem lazım. Sana cevabımı yakın bir tarihte iletirim...” ZEUS ' da “Tamam, ben beklerim.” dedi... Ve sonunda HERA razı oldu ve baş tanrı düğünü yapmak için karısını kitheron dağının ormanlarla süslenmiş en yüksek tepesine götürdü. Tanrıların evlenmesine sevinen ağaçlar onları selamlamak için dallarını eğdiler ve çeşmelerden Ambrosia (Olympos tanrılarının içtiği büyülü bal. içildiğinde gençlik, mutluluk ve ölümsüzlük sağlarmış.) kokusu yayıldı. Bütün tanrı ve tanrıçalar bu düğünde bulunmak için Olympos dağından aşağı indiler. Düğün çok muhteşem oldu. Düğünde göklerin ve yerin bütün tanrıları, perileri hazır bulunmuştu, yalnız khelone adındaki bir peri kızı gelmemişti. Bu yüzden tembelliğinin cezası olarak onu ağır hareketin ve hantallığın sembolü olan kaplumbağaya çevirdiler.

 

HERA baş tanrının elinden tutar tutmaz yaldızlı bir bulut onları neşe içinde Olympos'un tepesine ZEUS 'un sarayına götürdü. Güzel tanrıça HERA o günden sonra ölümsüzler arasında, baş tanrının karısı, Olympos' un sultanı olarak kaldı. ilahi otoriteyi kocası ile birlikte paylaştı. O'da ZEUS gibi bazen göğün en yüksek yerinde gürler, öfkeye kapıldığı zaman rüzgarın zincirlerini çözer, denizleri altüst ederdi. Denizlere sözünü geçirir ve bazen ayaklarının altında parlayan yıldızlara bile karışır onları idare ederdi. Olympos' ta oturan bütün tanrıçaların en güzeli en çok saygı göreni idi. Kocasının sarayında toplantı salonuna girdiği zaman bütün tanrılar ayağa kalkar onu selamlarlardı. Onun öfekisi de ZEUS' unki gibi korkunçtu, tahtında otururken sinirlendiği zaman bütün olympos'u titretirdi.

 

Aile ve evliliğin hamisi kabul edilen tanrıça olan HERA, ZEUS’un hem karısı hem kız kardeşiydi. ZEUS, HERA’ ya aşıktır ama ne de olsa bir erkektir gönlü ara sıra güzellerden yana kayar. Sık sık karısını ölümlü güzellerle bazen tanrıça veya yarı tanrıçalar ile aldatır, en çokta Nymphelerle gönül eğlendirmeyi sever. HERA bu koşullara rağmen ZEUS’la iyi geçinerek ve zorluklarla baş ederek dünyaya evliliğin kutsallığını göstermiştir. Bir özelliği de kinciliğidir, kendisine yapılan bir kötülüğü, hatta bir yanlışlığı hiç unutmaz. HERA kocasını adım adım izleyişiyle kıskançlığın simgesi olmuştur. Mitolojide en güçlü, en cesur, ve en güzel tanrıça olarak nitelendirilir hatta güzelliği Afrodit’i bile aşmaktadır. Simgeleri nar, zambak, inek ve en önemlisi tavus kuşudur.

 

 

ZEUS ve HERA'nın İlithya (Doğum Tanrıças) ve Hebe (Gençlik Tanrıçası) adında kızları, Demir ve ateş tanrısı (sanayi Tanrısı) Hephaistos (aslında sadece Hera’nın oğludur.) ve savaş Tanrısı Ares (Mars) oğulları olmuştur. HERA savaş Tanrıçası olmamasına rağmen bazen savaşçı kişiliğini ortaya koyar.

 

Üç güzeller yarışmasında birinciliği Afrodit'e kaptırması Paris ve Troya'ya karşı bitmez bir kin duymasına neden olmuş ve Troya'nın yok edilmesini istemiştir. Savaş boyunca hep Akha’ları tutmuş, savaş Troya’lıların lehine döndüğü zaman İda Dağı'nda savaşı seyreden Zeus'un yanına gelerek onunla sevişip, oyalayarak diğer tanrılarla birlikte Akha’lara yardım etmiştir.

 

ZEUS – METİS (ATHENA)

 

Okeanos'la Tethys'in kızı olan METİS ("bilgelik, irfan")  ikinci kuşak tanrılardandır, ZEUS ve kardeşleri doğmadan önce doğmuştur. ZEUS, kendisine yardim eden METİS tarafından verilen bir iksiri, babası Kronos’a içirerek kardeşlerini kusmasını sağlamış ve onları kurtarmıştır.

 

ZEUS, tanrıların kralı konumuna yükselir yükselmez ilk evliliğini, Okeanos kızı, “bütün tanrılardan ya da ölümlü insanlardan daha çok bilen” tanrıça METİS ile yapar. Bu birleşme, tahta çıkışında onun hizmetindeki kurnaz zekâyı temsil eder. METİS, “kurnazlık, olup bitecekleri önceden görebilme yetisi, yaş tahtaya basmama, yolunu şaşırmama ve hiçbir beklenmedik saldırıya maruz kalmamayı” ifade eder. ZEUS bu öngörü yeteneğinden dolayı metisle evlenir fakat ZEUS için METİS’i yanında dolaştırmak yeterli değildir, kendisi metis olmak istemektedir.

 

Bir yoruma göre; Uranos ve Gaia, METİS Athena'ya hamileyken, metis'in doğuracağı bir erkek çocuğun ZEUS’u tahttan indireceği kehanetinde bulundukları için, bir başka yoruma göre ise Athena'nın sadece kendi çocuğu olmasını istediği için (çocuğun hem annesi hem de babası olmak için); ZEUS, METİS 'i yutmuştur. Böylece akıl gücü aracılığıyla elde edebileceği dünya hâkimiyetini kimseyle paylaşmamayı amaçlamıştır.

 

Athena'yı da kafasından doğurmuştur. METİS'te içeride bos durmaz ve kızı için bir zırh yapmaya baslar. İçinde yapılan zırha vurulan darbeler ZEUS'un başını çatlatırcasına ağrıtır ve ZEUS, Hephaistos’u çağırır. Hera'nın oğlu  Hephaistos ustaca bir darbeyle ZEUS’un kafasını yarar ve Athena tepeden tırnağa zırhlar içinde ve bir yetişkin olarak çıkar. Babasının kafasından doğan savaş, zanaat ve akıl tanrıçası Athena, zaman içinde bilgelik, akıl ve saflığı temsil eder olmuştur. Athena'nın bilgeliğin tanrıçası olmasına şaşmamak lazım çünkü Athena bilgeliğin kızıdır. Athena ZEUS 'un en sevdiği çocuğudur. Athena, Atina şehrine zeytin ağacını verdikten sonra da Atina’nın hakimi olmuştur.

 

 

ZEUS – İO (Epaphos)

 

İO, Argos kralı İnakhos’un kızıdır, babası İnakhos sonradan adını alan ırmağın tanrısı ve Okeanos’un oğlu sayılır; kendisi de Argos şehrinin Hera tapınağında rahibedir. Günün birinde ZEUS İO’yu görür, kızın güzelliğine vurulup ona yanaşır, Hera bunu öğrenince büyük bir kıskançlığa kapılır, baş tanrı da sevgilisini karısının öfkesinden korumak için onu beyaz bir inek haline dönüştürür ve bu hayvanla hiçbir ilişkide bulunmadığına Hera’ya yemin eder. Tanrıça ineğin kendisine verilmesini şart koşar, İO’yu alıp başına bin gözlü dev Argos’u bekçi olarak diker. ZEUS bu kez de rüzgar Tanrısı Hermes’i gönderir, Argos’u büyüleyerek öldürmesini sağlar. Hera çok sevdiği yaratığın öldürülmesine üzülmüştür Onun gözlerini alır ve kutsal hayvanı olan Tavus kuşunun kuyruğuna yerleştirir onları. Bu sefer de Io’nun peşine bir at sineği salar. Sinek ısırdıkça ülkeden ülkeye kaçmaktadır. İO deli gibi ZEUS’un tohumunu taşıyarak kıtadan kıtaya atlar, geçtiği yerlere adını veren İO (İstanbul Boğazının adı Bosporos, İnek Geçididir), atsineğinden kurtulamaz bir türlü. Sonra, Kafkas dağlarında bir kayaya mıhlanmış olan Prometheus’un önünden geçer. Aiskhylos “Zincire Vurulmuş Prometheus” tragedyasında bu buluşmayı sahneye koyar. Orada İO başına gelenleri şöyle anlatır:

 

İstiyorsunuz madem, hayır diyemem:

Açıkça anlatayım her şeyi size,

Ama doğrusu utanıyorum da

Tanrısal bir kasırganın nasıl

Allak bullak edip ben zavallıyı,

Varlığıma yeni bir biçim verdiğini!

Geceler gecesi yapayalnızken odamda

Şöyle sözler duyuyordum düşlerimde:

“ey mutlu genç kız, niçin yalnızsın

Erkeklerin en yücesi özlerken seni?

ZEUS yanıp tutuşuyor senin için,

Aphrodite’nin gerdeğine girmek istiyor seninle.

ZEUS’un isteğine karşı koma sakın,

Kalk, git Lerna’nın yeşil çayırlarına,

Babanın koyun, sığır otlaklarına,

Git ki ZEUS görsün orada seni,

doysun seni görmeye ZEUS’un gözü”.

Ah! Hep böylesi düşler görürdüm geceleri,

Ve bir gün canımı dişime alıp

Söyledim babama ne düşler gördüğümü.

 

O zaman babam Pytho’ya, Dodona’ya

Adam üstüne adam yolladı öğrenmek için

Tanrılar ne istiyor, ne istemiyor diye.

Ama gönderdiği adamlar dönünce

Karışık, karmakarışık sözler ediyorlardı.

Sonunda günün birinde

Anlaşılır bir söz geldi İnakhos’a

Bu söz açıkça diyordu ki babama:

At kızını evinden, yurdundan dışarı,

Gitsin, tanrılara bir kurbanlık gibi,

Dolaşıp dursun dünyanın dört bir yanına,

Yoksa ZEUS yıldırımlarıyla

Çarpıp yok edecek senin soyunu.

Apollon’dan gelen bu sözleri duyunca babam,

Kovdu beni, attı evinden dışarı.

Kendi için de benim için de kötü bir şeydi bu,

Ama ne yapsın ZEUS’tu onu zorlayan,

Bir anda değişiverdi içim, dışım,

Birden şu boynuzlar çıktı başımdan.

Kerkhne’nin, Lerna’nın tatlı sularına doğru.

Argos adında birini taktılar peşime.

Bu, Toprağın oğlu asık suratlı çoban

Adım adım izliyordu beni,

Sayısız gözlerini dikerek üstüme.

Beklenmedik bir anda can verdi bu çoban,

Bense hep o belalı iğnenin zoruyla

Bu topraktan  o toprağa koştum durdum.

 

İO’nun kişiliğine ve efsanesine daha bir kutsallık veren bu öyküden sonra Prometheus İO’ya kaderin kendisine neler hazırladığını bildirir: Mısır’a varacak, orada gene insan biçimine girecek ve ZEUS’un oğlu Epaphos’u doğuracaktır. Akdeniz’in güney ve doğu kıyılarına yayılan iki dallı bir kral soyunun atası olacaktır, dölleri soylarının kaynağı olan Yunanistan’a döneceklerdir (Aigyptos, Danaos). Bir efsaneye göre, İO’nun başına bir dert daha gelir: Kuretler Epaphos’u kaçırırlar, ama Hera’nın bu düzeni de boşa çıkarıldıktan sonra İO Mısır’a döner ve orada bir tanrıça gibi tapım görür. İO’nun Mısır tanrıçası İsis’e benzetilmiş efsanelik bir kişi olduğu besbellidir. İO, Astronomide Jüpiter'in uydularından biridir.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !